KİRAZ AĞACININ ALTINDA YAŞAM;


       
















Yatağında çektiğin fiziksel ve manevi acılar sana hiç bir şey katmamış belli.  Benimde karnımda aldığım bıçak yarasının derinliğini ve  halen içimin kanaması sonrasında domuzun derisiyle kapatma girişiminiz devam etmekte. Acıtmıyosun canımı Levo...İçimi  parçalamaya bir yerden devam ediyosun. Bir şeyler duyar duymaz elimi kolumu bağlatıp bir suçlu gibi beni yine o lanet yere göndermene anlam veremiyor ve dayanamıyorum. Hani arkamıza bakmıyorduk hani korkmuyorduk. Bir an önce ayağa kalkman dileğiyle. Tanrın seni korusun....
         Ne yapayım ben şimdi Levo? Dubai Katar ateşesinde çağırılıyorum. Devam mı tamam mı diyelim....
         Hikayenin en  babasını yaşattın bana.Benim komsularım bana ; 'evin babası geldi' derlerdi Babalar günümüzzz kutlu olsun Levo.
         Seni seninle bırakmaya korkuyorum Levo. Dilime gelipte dillendiremediğim cümleler için dilimi ısırdığım çok oldu. Senin dilinin kemiği yoktu ,ağzından çıkan her kelime her cümle beni yerle bir ediyordu. Hocam derdi ki; Elini kır, ayağını kır gerekirse boynunu kır ama gönül kırma. Gönül kıranın abdesti tutmaz, namazı olmaz.. Bu arada bilmediğin birşeyi de ben izahını yapayım. İşyerinde garip şeylerde olmuyor değil hani. takip ediliyorum araştırılıyorum. Açık ve net şekilde hayatımı bu denli burda dillendirmemem gerektiği konusunda beni uyarmıştın. Korkma Levo; Burada yazılanları okuyupta anlayan insan sayısı 3  kişiyi geçmeyecektir. Burada yazılanlar,şizofrenik kurgulanmış bir kurgu olarak anılarda  silinmiş olarak kalacak.
               Yaşadığım geçici alanlar beni tekrardan hayata tutunmama sebebiyet veriyor. Kiraz ağacından sızan güneş belli belirsiz 20 derece göbek altı bölgemi  yakıyor. Ateşe yaklaştığımız anda yanacağımızı biliyorduk da bu kadar imtihanın da ağır olacağı aklıma gelmezdi. Lakin benim yaptığım kırıldığını gizleme sanatından başka bir şey değildi.   
           
              Allah 'a kendimi  yakın hissettiğim nadir zamanlardan birisiyim. Saklanmak yerine keşke eskisi gibi hayatın ucunda azıcık tutunabilseydim. Nerde olduğum konusuna gelince ,bir rivayete göre kiraz ağacının altında  hülyalara daldığım doğrudur..

              Yeniden özledim  seni...yine aklım karıştı ...Özlem aklı karıştırır mıydı? Bunları bana öğretmemişlerdi...(Bir gün, benim için şiir yazdın mı hiç demiştin. Göstermiştim, şu heves sensin, şu incinmiş gurur sen, şu utangaç aşk, şu Posta Caddesi’ndeki daktilo sesi, çocukların okul dönüşü sevinci sen..Her şey sendin)demişler. işte öyle birşey ....Sahibi hürmetine gönlümü incitmeyecektim........yine cümleler eksik ,ben eksik.......bu hayat tamamiyle eksik.....

O'nun KUSURSUZ YAZGISI...



Ne olurdu birbirimizi bir kaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! o zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı.yaşadığım her şeyi kar haneme yazdım bugüne kadar. acı, kayıp, yitip giden sağlık, göz yaşı, yalnızlık bile olsa yaşanmışlıkların sonunda yine de kar kaldı hepsi yanıma. Hepsinde biraz daha yorgun düşüyorken kalbim, ruhum ve bedenim; bir yandan da içimde çok güçlü bir ben oluştu. İşte bu yüzden hiç kar zarar hesaplarım olmadı benim. hayatın matematik hesaplarıyla yaşanabileceğine inanmadım.
Anlatacak bir hikayemiz yok bildiklerimizden başka.Bir gerilim filmi çeviriyorum şu hayata...Giderken onu bırakacağım ardımda!Konuşmaya başlayalım bakalım..Kalp hastası kanserli bir çocuk!!!Bıraktığı çok ceset var arkasında...Menzili kanında dolaşan bir zehir...Kalbinde kanayan bir aşk...Velhasıl hastane koridorlarında geçen bir ömür...Soluk borusunda kalan bir kurşuni...Yüksek gerilim hattı hep yaşamı......ve son..onun hem başlangıcı hem sonu!!!son bir senaryo işte...hepsi bu!
sonra bırakacağım yazmayı...tanırsınız onu.., ölüme gülen çocuk! diye hitap ederim ona.
gözümün içine baka baka anlattığı gerçeği,ellerim de şimdi...
Parmaklarının ucu klavyeye basmaktan yorgun...Kısa bir ömrün ,uzun soluklu hikayesi olacak bu!
Yazılanları okuyanlar gülüp geçecek,hayal gücüme şaşıracaklar...
Oysa bu senaryoda ben yalnızca elçiyim bilmeyecekler!
Bu O'nun kusursuz yazGısı...belki de ilk kez korkuyorduUUUU!
bazen bırakırken hikayesini avuçlarıma,çok ağırdı sırları...Yükü ağırdı.Taşıyabileceğimden çok daha acıydı anıları...hiç istemese de emanetimi aldım ben ondan!
yaşayamayacağı aşkı uzun zamandır yüreğimdeydi...hayalleri ve geçmişi de...
şimdi bir de sırları eklenmişti kalbime!
evet yorgundum!
tüm bunları kaldıracak kadar sağlam değildi ruhum...
bir uçurumun kenarında kırık bir dal parçasına tutunuyordum...
köksüz gövdesiz kırık bir daldı işte tüm umudum.ama şuda bir gerçek ....en çok sen'i yazmak iyi geldi bana...sen'i yazarken kelimeler hep hazırolda! istediğimden de çok geldiler yanıma...koşa koşa...

ZAMAN GERİ AKSA;...






            Yatakta işler hiç de yolunda gitmiyor dimi Levo. Ara sıra komplikasyon yaşıyosun ,korkuyorum ve de üzülüyorum senin için....Yaşadığım durumları az çok yaşıyorsun sende. Zamana bırakalım diyorum sonrasında anladığım tek şey ise"eskiyor ama eksilmiyor"oluyor. Söz bazen bitiyor,Allah deyip bırakıyorum..Şu ömür merdiveninde  herkesin derdi diğerine hikaye gibi geliyormuş.. Beni anlaman için bunları yaşamamız şart mıydı Levo? Beni  anladığını düşünürken .. malesef işlerin hiç de öyle olmadığını tekrardan yaşayıp görme imkanı bulacaktım.
             Bütün imkanları bana verdiğinde ilk işim arabanı alıp Malatya ya gitme ihtiyacı duydum. gece saat 3:00 da yola çıktım. Eve gelip dinlenip uyandığımda,annem antreye çağırdı, Annemin suratı  korkudan sapsapsarı olmuştu. Ne oldu anne demeye kalmadan parmağıyla boydan aynayı işaret etti.Aynaya baktığımda  birden çok küçüklü büyüklü aynaya dokunulmuş parmak izlerini gördüm.Birisi sağdan ,birisi yandan ,yukarıdan hatta yeni doğmuş bebek elleri izleri bile mevcuttu. Oysa ki ben neler yaşandığının farkındaydım. Gizem ve hikmet bir aradaydı... Ben nasıl açıklardım ki bu durumu onlara .Bizden başka varlıklarında varlığından söz edip korkmamaları gerektiği anlattım. O günü atlattıktan sonra; ailemden  helallik isteyip sonrasında üzerime kayıtlı ne varsa hibe edeceğim kişilere ulaşıp,noter onaylarını aldım. Üç gün orada kalıp, yeni durağım ise Hatay'a saygıdeğer hocamı ziyarete gitmek olacaktı. Geleceğimi biliyordu..Hazırlık yapmıştı benim için. Şaşırmadım ki ben. Biz her şeye hazırdık zaten....Bahçede camdan yapılmış bir oda ve o adanın içinde sobanın sıcaklığı.Hocam susuyor ben suskun. Kaç saat suskun bir şekilde oturduğumuzu hatırlamıyorum.Daha doğrusu hocamın Kuran'ı Kerimden  cüzler okuyup dua ettiğini biliyordum.İhtiyacım olanı veriyordu bana......Birbirimizi anlamış olmalıyız. Telepati gücümü dersiniz yoksa Allah'ın bir hikmetimi dersiniz bilemiyorum..Bana tek söylediği;

-"Gazan Mübarek olsun evlat; Hakkım helali hoş olsun. Yolun açık olsun..Söylenecek her şey söylendi. " dedi ve elini öpüp oradan ayrılmış oldum.
İyi ki varsınız hocam, iyi ki Rabbim sizi bana Kılavuz olarak gönderdi. Çok büyük gaflet günahlardan beni alıkoydunuz,yön verdiniz hayatıma. Sizinle nefes aldım,boğulmaktan kurtardınız,nefsimin vicdanımı ele geçirmesine müsaade etmeyip, o kendini bilmez insanların günahına girmedim.....
 Bir müddet dinlendikten sonra oradan çıkıp Ankara ya doğru yola koyulduk. Tabi arkamdaki konvoyları söylemiyorum:(
           Ankara'ya İner inmez; sen  insanlık de ben merhamet diyeyim seni ziyaretine geldim Levo. Hiç iyi görünmüyorsun, fena şekilde canın yanıyor farkındayım ama şu anda burada olman bile mucize...Bende hasta ve yorgunum Levo.  Tekrar eskiye dönüyorum.Anlık Hafıza kaybı yaşıyorum. Unutuyorum yavaş yavaş her şeyi. Bazen anlık da olsa dalıp ,nerde olduğumu anlamaya çalışıyorum.İyi ki unutuyorum Levo.  İyileşiyorum en mükemmel şekilde. Unutmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.Bu sefer Robert aracılığıyla hangi iğneyi vuracaksın  bana..Adam bile acıyarak bakıyor bana..Bu sefer neyi engelleyeceksin, söylede bilelim?Lakin nefes alamıyorum,boğuluyorum ve de uyuyamıyorum. Bu durumu paylaşabileceğim tek bir kişi kaldı hayatımda.. Herşeyi bilmesi gereken zaman dilimine girdik. Özür dilerim delikanlı. Ben yok olmuşken seninle nasıl var olmamı istiyorsun ki? Ben yokum;  şöyle geçmişe bakıyorum da hiç var olmamışım ki. 
              Yaverin elime pasaportu tutuşturmasıyla irkildim.Almanya ya benim gitmemi istediğinizi dillendirdi. Neden niçin diye sorgulamaları bırakalı çok olmuştu. Apar topar hastaneden çıktım. Bu sefer ki rota Almanya idi. Almanyada ki rotamı senin ailenin evi olarak belirlemen ben de şok etkisi yarattı. Almanya macerasınıda  ayrı bir yazıda devam edeyim.
             Odandayken gözlerine baktığımda (ilk kez gözlerine bu kadar dikkatli bakıyorum Levo)hiç bir şey anımsamamak bu olsa gerek. Kin öfke,hırs,iyilik, sevgi  vs vs hepsini nasıl barındırıyorsun nüfüsunda?.Halen gözlerinle tehdit ediyorsun beni. Bu sefer kimin canıyla tehdit ediyorsun Levo. Tehdit yaratacak her şeyi geride bıraktım.  Neden konuşmuyorsun benimle.bir şehri yıktın üstüme.
köprüler, binalar, yollar paramparça.  Konuşsana ..Yalvarıyorum bazen sana gözlerimle.. Susma  Susma Levo!!!.. Beni bu kadar değerli ve aciz kılan ne?
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN PİYON....13 MART.  hayat ne kadar mart ayına benziyor değil mi? Hem Kış bitmedi, hem de umut var bahara. Benimki de öyle bir his işte aralarda ,netliği olmayan Araffff....
              Nasip diyorum. Bunun kadar güzel bir kelime var mıdır  ki?Ne eminsin , ne de ümitsiz. Ama senin adına en iyisini bilene teslimsin.. Caniçim dal kırıldı diye ağaç kuramaz belki,ama bir daha aynı yerden de dal yeşermiyor işte........

  
       

İLAHİ KALEM....

      






            Uyandın ha Levo;ölmedin demek. Toparlan  ayağa kalk bir an önce . Büyük ameliyatımdan  sonra gidişimi engelle..Halen hayatımda dokunmadığın yerleri hatırlayıp,hayatına ne denli  müdahil olup berbat edebilirim diye düşünüp başıma bela olmaya mı geldin tekrardan:)Hoş geldin berbat hayatımıza...Doğum günün kutlu olsun levo....  Yurt dışına çıkamayacaksın demiştin ve bunu hasta yatağında ölü gibi yaşarken  nasıl gerçekleştirdin hakkında hiç bir bilgim yok hani:) Daha kaç kere deneyecem. Cevap verecek misin Levo? Bu arada havalimanında pasaportu yırttım:)
         Uyandığın zaman aklına gelen ilk cümle "mucize yada mucizem" 'i sarfetmişsin.  Ya kendinden bahsettin ya da benden bahsettin. Şu anda uyanmış olman bir mucize.Seni inatçı keçii..
     Sen yoğun bakımda  hasta yatağında yatarken bende senin özeline müdahil olmak zorunda kaldım.Özür  dilerim Levo.Hani gizli saklımız yoktu ya.  Hani tüm emanetlerim,yeteneklerim,duygu ve düşüncelerim,telefon görüşmelerim vs vs hepsini almıştın ya benden ;bende minnacık da olsa senin özelini tabiri caizse tecavüz ettim. Halen casusluk yeteneğimi kaybetmemişim. Gayet yetenekliymişim Levo.. Dediğin kadar varmışım diyemeyecem; çünkü her satırı şifrelemen yüzünden sadece yarım sayfa bilgiye ulaşmıştım :)senin bilgilere ulaşmak benim için  büyük başarı sayılır.Hayatımda ilk kez kendim için kişiye özel programları kullandım. Neler mi vardı? Başını okuduğum zaman  dehşete kapılmış olmam muhtemel.....





         BENDEN SONRA SIRA ONA DA  GELECEK Demişsin. O emanet makineye bu cümleyi kaç kere yazdığını sayamadım.İkimizde farkındaydık, beni rahat bırakmayacaklarını  biliyorduk. Başımıza gelecekleri biliyordum ve de kendimden korkmuyordum.Önce seni yok edip sonra sıra bana geçecek sanırım.Ben bu gerçekle yaşamaya alışmış ve de korku nedir bilmiyordum ki..Korkma artık ya Levo. Şayet  insan kendi  kaderinin  yazıcısı  olsa  mutlaka  acıyı hayatımızdan kaldırırdık . Ben Kaza ve kadere iman etmişim. Seni Tanrıya ,beni de Allah'a emanet edeyim.  .Benim her halime vakıf olan sen, beni  tanıdığın halde bu denli korku çok fazlaydı Levo.Senin korkularını anlıyor ve de saygı duyuyorum.İnsanların sevdiğini kaybetme korkusu nedir az çok bilirim.  ..Hakikatte her şeyi biliyordun ve de her her eyleminin bir açıklaması vardı sanırım.Bunları planlarken o yolunu kaybetmiş kişiyi de  benim için korumuş olmanı duyunca, okuyunca ayrıca sevindim.. En kocamanından  Eyvallahhhh..senin anlayacağın ,bu konuda sana minnattarım...
       Ama bu şu anlama gelmesin ; Sen benim gözümde masum biri olmadın hiç bir zaman.. Seni affetmeyecem Levo.Hatalarının bedelini ödeyeceksin. Bu yaptıkların geçmişi hiç bir şekilde masumlaştırıp telafi etmeyecektir. Unutmaa.. .

           Benden yana da KORKMA artık ..... Acını sevmeni söylemiştim sana. Hani yaşam sadece cesaretine ,kendine ,talihine güveni olanlara güzeldi; Çünkü acı insanın içindeki  gerçek insana ait katışıksız bir duygudur. Akıl bir bedenin efendisiydi. Beni zan da bırakma ; bunların hamallığını yaptırma . Bilginin körlüğünü az da olsa parlatabilirdim, zannın özgürlüğünü yaşayamam, ama zannın hamallığı beni yüzüstü yere yapıştırır..
        Yani kısaca Levo ;yaşamın getirdiklerinin değil ölümün ve ölümün getireceklerinin ardına da saklanamam. Ruhum aydınlık değilse bedenim nasıl aydınlanır ki.

       Gözlerimin önünde hayatım öyle bir geçti ki. Gerçeğin mi hayalin mi peşindeyim bilemedim. hayatımı film haline getirmek istesem ne yapar ;nerden ve nasıl başlar ve sonlandırırdım. Muhteşem bir drama mı olur du,yoksa komedi mi? Belki macera veya fantastik bir film.

       Bir gün elbet bu hayat bitecek!

       Hayat mutlak bir noktalanma şeklinde bitmeyecek. Böyle olunca da insan hayatınında bir kaydının  tutulduğunu,istemsiz şekilde düşünüyorum. Her temasın  iz bırakması gibi her saniyemiz kayıt altına  alınıyor.
İLAHİ (SEN)  :)   İLAHİ KALEM iyiki kayıt altındasın........





KESTİNİZ İNCİR AĞACIMI...

Hikayemize bekleme odasında devam edelim mi?


ne yapayım anne kestiniz incir ağacımı..


video

Yine zor zamanlardan biriydi  yok olsam dediğim zaman dilimindeyim.Yorgundum  ve yahut üzgündüm. Ne hissettiğimi bile kestiremiyordum. Yeşilimsi gözlerim doldu yine .Yaşadıklarımı ve yaşayacaklarımı düşündüm. Gitmek istiyordum lakin fakat öylece kapıyı açıp kaçamazdım sorunlarımdan. Şu an için bu 4 duvar arasında kendi hayatıma vede başkalarının hayatına dokunmakla meşgul olmalıydım... Düzeliyor zamanla her şey ama eksiliyor insan, yoruluyor tek başına  mücadele etmekten.İnsanlara olan güvenin bitmiş ,boş konuşana tahammülün kalmamış oluyor. Hastayım belki ama bunlarda geçiyor,düzeliyor zaman zaman ; geçmeyen şey ise.... sen zaten çoktan başka birine dönüşmüş oluyorsun...ben yokmuşum........sahi ben kimdim...
sen kimsin yolunu kaybetmiş....Geçmez dediğin ne varsa geçti .iyiyiz böyle sanırım. hatırlıyor musun ılıman bir hava  vardı. çok acıktırmıştı açık hava bizi . ben yemek yapayım en lezzetlisinden. mesela balık  ya da en acılısından bir çiğ köfte? olur mu ?Ya da her ikisini ne  dersin:) iyi o zaman başla çiğköfte yoğurmaya..biz sofraya ne zaman oturduk ne zaman yedik bilemedim.ne de güzel yedik..ne yedik öyle...iyi yedik ama:) sonra balkon sefası yapalım. ben çay yaparken  yerimizi de hazırlamıştın. sonra laptoptan film de açalım mı?izlerken ben uyuya kalsam.. gözlerimi açtığımda film çoktan bitmişti. sonra tam hayallere dalmışken ben de yarattığın o müthiş travma ile ("teyze bir şey mi .dedin...) diye söyleminle tümüyle bir canımı daha kaybetmiş oldum:):))) kamyon çarpmış gibi oldum...yaaa öyle işte .yazarken bile halen o anı yaşayıp göbek fıtığı olacakmışım gibi karnım ağrıyor:)
her yanıma geldiğinde ....ve ben sana  her sarıldığımda son sarılış son bakış  gibi sarılmıştım...çünkü vardın ama bir o kadar sonsuza kadar yoktun.
  büyük insanın iki kalbi vardır; biri kanar ,biri tahammül edermiş,hiç kimse yüreğinde büyüttüğünün gözünde küçülmesini istemezmiş.. Ama oldu işte. bir hiç olarak artık  anılarımda bile silmek durumunda bıraktın. Bitiremeyeceğin savaşı başlatmayacaktın. Şayet iyileştirdiğimiz herkes, bir gün sizi hasta edecekti. Babaannem derki; Kim gerçekten sevdiğini eften püften nedenlerle dünlere huzurla uğurlayabilir? ki, varsayalım uğurladık, döşeğinde ne kadar huzurlu uyuyabilir ki?eften püften değildi ,sana yol çizerken halen eski yola kaçışların beni çileden çıkarmıştı. yani yolunu kaybetmiş arkadaşım eşek sudan geldiğinde dayak bitmiştir. eden edeceğini  çoktan etmiş oluyor. gelen gelmiş ,giden yoluna gitmiştir. Yutsam yutamazsın,kussan kusamazsın,Hazımsız lokmaya nasıl yurt olsun ki? avurt... Keremati bilmeyen kefareti haydi haydi hak etmiştir.

saat 18.20...Bay Levo hasta yatağında mutlu musun. tehdit yaratacak hiç bir durumun kalmayınca hayatın çekilmez bir hal aldı sanırım. halen bir ömür boyu beni koruyacağına sözler verirken yoğun bakım odanda sana sahiplik eden biriyim.. şu hayatın cilvesine baksana...kaza geçirmene sebep olanlar çoktan öldü. sen de en az benim kadar dirayetli çıktın Azrail meleğine karşı. biz buna ölüm meleği deriz siz ne dersiniz bilmiyorum ama senin söyleminle Tanrı senin ölmene de müsaade etmedi. bütün kemiklerin kırıldığında , tüm vücudunda et parçaları dağıldığında seni toplamak bana kaldı.. Ameliyata girdiğinde senin tüm haline vakıf olmak için bende o ameliyata girmiştim. Çaresiz doktorlar bir taraftan seni yap boz gibi toplamaya çalışıyor , bende bir taraftan atan kalbini ritmiyle geçmişe dalıyordum. kalbin normal seyrinde attıkça bende mutlu oluyordum. daha yaşayacak çok acılı günlerin olacaktı.. yaşamalıydın Levo...kalp atışların  nabzın sıfıra indiğinde doktorlar bile seni terk etmek istediklerinde bu sefer ben tehdit oluşturup işlerine devam etmelerini istemiştim. " ölmemelisin Levo ölmeyeceksin " diye bir kaç kez bağırdığımı hatırlıyorum... çünkü ölüm senin için kurtuluş olacaktı. ben şuan dualarımla buna müsaade etmeyecektim. eminim doktorlar benim kim olduğumu sorguluyorlar bir taraftan burada olmamam gerektiğini söyleyip mırıldanıyorlardı   ...ve Çok acil bir şekilde açık kalbini kapatmak zorundaydık.bir kaç doktor daha eşlik etti ameliyatına,hatırladığım en özel an ne biliyor musun?. Kalbini çıplak elle dokunmak istedim, azıcık da olsa vicdan zerreleri kalmış mı diye.. bak işte Levo kalbin elimde ,seni öldürecek güçte bile değilim. elimde sıkmak istiyorum ama nafile , seni koruyan güç Rabbim'in isteği doğrultusunda olacaktır. ,ölüm Allah'ın taktir ettiği zamanda gelecektir sana. kendi iç sesim dışarıya vurmuş olacak ki"zerrin hanım bir foto alalım" dediğimde herkes dona kalmıştı.... :)))doktorların surat ifadelerini korkularını görmeliydin...:) kalbi bırakıp lütfen devam edin diyip, baş ucuna geçtim. Doktorlar" iyi misiniz lütfen dışarı çıkın,,kötü görünüyorsunuz demelerine bile aldırış etmemişken Robert ameliyathaneye hemşire ile girdi..serum takmak istediğini işaret etti  .  üst taraftaki aynaya baktığımda kanım çekilmiş gibiydi. kolumu uzattım ,elimin üzerine  serum taktı ve diğer elimi elleriyle avuçlarının içine alarak güçlü olmak zorundasın der gibi  ara sıra stark sein stark sein diye mırıldanıyordu....nabzın çok kötüydü,benim ise ayakta duracak halim yoktu.   çaresiz halin bile heybetliydi, kulaklarımda emir kiplerin hiç gitmiyordu. sanki yattığın yerden bile bizlere yön vermeye çalışıyordun. doktorlar bile senden korkarak çalışıyordu...bağırmaya başladım.. " Hadi acele edin hızlı olun diye ...senin kız versiyonun ben ,onları tedirgin etmeye yettim vede hızlandılar....saat 21:12.Mumya gibi görünüyorsun Levo... nabzın yavaş ..senin kalbinle birlikte ilk kez benim nabzımda 60 ,62 oranında atıyor... yoğun bakımdasın şu an.. bende tam karşı odanda bu satırları yazıyorum.. Ailenin haberi yok olan bitenden... çok sevdiğin yaverin kapıda... senin için gözyaşı döküyor.....şimdi beklemedeyiz... sana yalvarmıştım Levo..ben seni sevebilirim,bunda bi problem yok. sen beni seversen,orantısız güç kullanmış olursun. bu yüzden yalvarırım beni sevme "demiştimmmm....kim bizim aşığımız ,kim bizim celladımız bilemeyeceğiz...22:36... hadi Levoo...

hadi gözlerini aç....uyanman lazım... söz verdiğin gibi beni koruman lazım... bende çocuklarına söz verdim...verdiğin üzüntüler   ve aldığın ah lar bir cam parçasından  daha keskindi Levo.. dönüp dolaşıp üzerine basacağını söylemeyi unuttum......



FARKETMEDEN.




Geceleri üstünü örten yoktur. Gününün nasıl geçtiğini soran biri yok.  akşam işten geldiğinde koşup sana sarılan kokusunu içine çektiğin  bir yavrun yok. Bazen sırf bir aile sıcaklığı hissedebilme için dolabın sağ yanına geçip dizlerini ellerinle tutarken "bazen bir sarılış, bazense  bir gülüş" hayal edersin . he le ki gözyaşlarını da kendin silmek zorunda kalıyosan. vay ki ne vay.Bu daha da acıtır işte.   bazı şeyler bazılarına dank etmeye başladığında oyunlar bozulur.umut yok,gelecek yok,yarınları öldürmüşler zaten...HADİ HAYATI DELETE YAPALIM.......





Seni içime sığdırdım da yanıma sığdıramadım  be adamım. Sen yanıma sığmıyordun. Her geldiğinde ise bana ;çoktan gitmiş oluyordun.Bu saatten sonra dilim sussa  canım susmaz, kalbim seni hep en başından yazar. Tamamen tüketmeye ne kadar kaldı?gidişinden ne zaman ölürüz tahminen? Yada kalbime ne zaman sığarsın... Hiç dediğini duyar gibiyim.Hatırlarsan sana pişman olmaman gerektiğini anlatmıştım.Ama sanırım bir noktada kendi pişmanlıklarımı da anlatmalıydım, değil mi?
 Fazla hata yaptım, tekrar söylüyorum. Kendime olan bakış açımı değiştirdi. Başkalarının gözünde  oldukça iyi birisi olmama karşın neden gözümde bu kadar bitik birisiyim? Allah'ım  hayır? Kendi pişmanlıklarım  beni neden bu kadar parçalıyor. neden başka insanlar gibi olup ta umursamamazlık yapamıyorum. oysa kaldı ki tek istediğim "huzur' idi.
İstekler bitip tükenmez miş. sıralı cümleler istekler ardın sıra kovalıyor.. gökyüzüne baktığımda  bana eşlik etmeyen bir yağmur olması; daha ötesi değil. Belki minik bir gülücük.?olabilir. belki de masum bir  dokunuş? çok cazip Allah'ım! Her insan gibi tek ihtiyacım olan mutluluklar, gözümün önündeki  kapıyı açacak anahtar nerde?Görmüştüm yeteri kadar hayatı? Ya sen yolunu kaybetmiş arkadaşım ? sen ne gördün bu hayatta; ihaneti gördün mü? Aynaya baktığın zaman kalbinle soluk  borun arasında sıkıştıran o vicdanı?

Acaba seni de bir şarkı ağlatır mı? Sende güvenemez misin bu hayatta herkese? Herkesler mi çok doğru yoksa ben mi yanlışım.?Anlamıyorum  arkadaşım ,anlam veremiyorum veremedim de. Sorgulamalar ,kendimle. beynimle  ve kalbimle tartışmalar ,akabinde gözlemlerim. Sonuç ne dir diye sorarsanız Sürpriz Gene  HÜSRAN....Şimdi akıl ver bana yolunu kaybetmiş arkadaşım... Yargıladığım her şeyi,gözlemlediğim tüm hataları, ve cevapları , aradığım tüm sorulara..... Neden , neden kendi Ellerimle hazırladımmm........................................???????